|
|
 |
|
PROTEİN NEDİR? |
|
|
Proteinler hücrelerdeki bütün
biyolojik olayların yapıtaşıdırlar. Hücreler içerisinde
gerçekleşen olaylar; yüz binlerce farklı proteinin
kendilerine verilmiş olan vazifeleri mucizevi bir şekilde
yerine getirmeleri ile devam eder. Mesela kanımızda bulunan
hemoglobin proteini oksijen taşımacılığında vazife görmekte,
antikor denilen proteinler vücudumuzun savunma sisteminin
temelini oluşturmakta, insülin hücrelerimize glikoz/şeker
alımını sağlamakta, keratin saç ve tırnak yapımızı meydana
getirmekte, enzim adı verilen proteinler hücre içi kimyasal
reaksiyonları mükemmel bir hız ve doğrulukta yerine
getirmektedir. Peki hepsini saymamız imkansız olan bu kadar
çok ve birbirinden tamamen farklı vazifeleri yerine getiren
proteinler neden yapılmışlardır?
Proteinlerin yapısı
Proteinler, amino asit dediğimiz ve karbon, hidrojen,
oksijen ve azot atomlarından meydana gelen moleküllerin
tesbih taneleri gibi yan yana dizilmeleri ile oluşur. Yani
biraz önce binlercesinden sadece bir ikisini bahsettiğimiz
vazifeleri yerine getiren proteinler, hayat sahibi olmayan
atomların oluşturduğu dev moleküllerden ibarettir. Amino
asitlerden başlıca 20 tanesi protein yapımında vazife alır.
Bu standart 20 amino asitin farklı sayıda dizilişleri
neticesi yüzbinlerce farklı yapı ve vazifede proteinler
oluşmaktadır. Aynı alfabedeki 29 harfin farklı dizilişleri
ile farklı kelime ve cümlelerin yazılabilmesi gibi; 20
aminoasit ile de sonsuz sayıda farklı protein üretmek
mümkündür. Proteinlerin 50 kadar aminoasit içeren
türlerinden, binlerce amino asit içeren türlerine kadar
yüzbinlerce çeşidi vardır. Hücrelerde protein sentezi
sonrasında üretilen aminoasitlerin birbirine bağlanarak
oluşturdukları düz zincir, daha sonra aminoasitler
arasındaki kimyasal bağlar neticesi katlanarak proteine
nihai bir şekil verir. Proteinlerin bazıları heliks/sarmal
yapıda olabileceği gibi küresel veya antikorlar gibi Y
şeklinde de olabilirler. Proteinler üç boyutlu yapılarındaki
girinti çıkıntılar sayesinde ya başka proteinlere ya da
alıcı moleküllere bağlanarak hücre içi faaliyetleri
gerçekleştirirler. Anahtar-kilit ilişkisine benzer
sistemlerle proteinlerin birbirlerine ya da diğer
moleküllere bağlanıp ayrılması, protenlerin üç boyutlu
yapılarını çok önemli kılar. Bir proteinin aktif
bölgesindeki sadece bir amino asidin bile yerinin değişmesi,
proteinin şeklini değiştirip iş görmesini engellemektedir.
Bu nedenle protein sentezi sonrası zincir gibi olan
aminoasit dizisinin katlanarak asli şeklini alması çok
önemlidir.
Bir protein; olması gereken üç boyutlu yapıda nasıl
katlanabilir? Ortada milyonlarca farklı ihtimal varken,
nasıl oluyor da her zaman proteinler doğru şekli alıyorlar?
Eğer protein bu işi deneme yanılma metodu ile yapıyorsa kaba
taslak olarak hesaplandığında, 100 aminoasitlik bir
proteinin doğrusunu bulmak için olabilecek bütün
konformasyonları denemesi 20 milyar yıl alacaktır. Bu ise
kainatın yaşından bile uzun bir süredir. Tesadüfe
bıraktığımızda küçük bir proteinin bile uygun şekli alması
neredeyse 20 milyar yıl sürmesi gerekirken, normalde
binlerce amino asit dizisine sahip proteinler bile bir
saniyeden daha az bir zamanda mükemmel bir şekilde,
şaşırmadan, en ufak bir hata bile olmadan katlanmakta ve
vazife yapmaya hazır hale gelmekteler. Bazı proteinler doğru
şekli almak için ‘chaperon’ denilen yardımcı proteinlere
ihtiyaç duyarlar. Fakat bu yardımcı proteinlerin de çalışma
mekanizmaları tam açıklığa kavuşmuş değildir.
Proteinlerin üç boyutlu yapısı sıcaklık değişikliklerine
karşı çok hassastır. Pek çok proteinin 100 derecenin çok
altındaki sıcaklıklarda yapısı bozulur. Bu genellemenin tek
istisnası termofilik bakterilerdir. Bu bakteriler mucizevi
bir şekilde neredeyse sıcaklığı 100 dereceye yaklaşan sıcak
su kaynaklarında, proteinlerinde herhangi bir bozukluk
olmadan yaşamlarını sürdürürler. Eğer laboratuvarda veya
endüstride sıcaklığa dayanıklı bir protein gerekiyorsa, aynı
proteinin termofilik bakterilerde bulunan versiyonu elde
edilip kullanılmaktadır.
|