|
|
 |
|
ÖĞÜN SAYISI VE İÇERİĞİNİN ÖNEMİ |
|
|
Vücuda alınan besinlerin
sindirilmesi ve vücut tarafından kullanılmasıı besinlerin
bileşimlerine
ve öğünler arasında geçen süreye bağlı olarak farklılık
göstermektedir. Besinlerin karışımı, miktarı ve veriliş
aralıklarına göre, vücutta hormonal ve enzimatik birtakım
değişmeler olmakta ve vücut yaşamını bu koşullara uydurarak
sürdürmeye çalışmaktadır. Ancak tek yönlü beslenme, aç kalma
veya aşırı beslenme gibi durumlarda organizmanın bu
sistemlerde oluşturduğu değişmeler, sonuçta sağlığın olumsuz
yönde etkilenmesine neden olmaktadır.
Organizma belirli bir süre aç kaldığında bu değişmeler daha
açıkça görülmektedir. Uzun
aralıklarla beslenmede vücudun daha az protein ve su tuttuğu
ve idrarla fazla azot (protein
yapısında bulunur) atıldığı belirtilmektedir. Organizmanın
protein sentezi için protein kullanımı belirli bir zamanla
sınırlıdır. Vücuda fazla miktarda protein alındığında
idrarla azot atımı artar. Çünkü organizma kendisinin
kullanmadığı azotu atacak bir uyum mekanizması
geliştirmektedir. Yemek kısa aralıklarla yendiğinde ise
vücutta pozitif bir azot dengesi oluşmakta ve vücut
proteinleri artmaktadır. Uzun aralıklarla beslenmede
ise bunun aksine, vücutta yağ birikimi artar, bu durum kan
yağları (kolesterol ve lipit) düzeyini arttırarak kalp
hastalıkları ve diyabet oluşum riskini arttırır.
Yeterli ve dengeli beslenmede öğün sayısı kadar içeriği de
önemlidir. Öğünlerde besin öğelerinin dağılımı ne kadar
dengeli olursa metabolizmanın da o kadar düzenli çalıştığı
bilinmektedir. Yalnız tahıllardan oluşan bir diyetle
beslenildiğinde vücut canlılığını kaybetmektedir. Bu durum
protein sentezi ile ilgilidir. Vücudun büyüme ve
gelişmesinde önemli rolü olan proteinlerin vücutta
sentezlenebilmeleri için elzem amino asitlerin bir arada ve
yeterli düzeylerde bulunmaları gerekir. Bir öğünde, yetersiz
alınan amino asit sonraki öğünle sağlanamamaktadır. Proteini
iki öğüne dağılmış olarak alanlarda azot dengede kalırken,
üç öğünde yiyenlerde pozitif bir denge sağlanmaktadır.
Diyette karbonhidrat düşük olduğunda da, karbonhidrat
metabolizmasının bozulduğu, buna bağlı olarak plazma serbest
yağ asitlerinin yükseldiği görülmüştür. Diyette karbonhidrat
azaltılınca diyet proteinlerinin büyük kısmıı glikoza
çevrilmektedir. Bu nedenle öğünlerin içeriğinde
karbonhidrat, protein ve yağdan gelen enerji sırasıyla %
55-60, % 10-15 ve % 25-30 olmalıdır. Protein, yağ ve
karbonhidratların kullanılmasında pek çok mineral ve vitamin
de görev yapmaktadır. Öğünlerde bu besin öğelerinin de
dengeli dağılımı gereklidir.
Vücudun uygun ve yeterli enerji üretimi kan şeker düzeyi ile
ilişkilidir. Kanda şeker düzeyi ortalama 100 ml’de 70 - 100
mg olduğunda enerji düzenli üretilir. Hücreler şekeri
kullandıkça şekerin kandaki düzeyinde ve enerji üretiminde
azalma görülür. Bu durum kişide yorgunluk, dikkatte azalma,
kuvvetsizlik, açlık hissi, bazen baş ağrısı şeklinde kendini
gösterir. Kan şeker düzeyi normalin altına düşmüş kişi daha
huysuz ve uyumsuz olur. Buna karşın kan şekeri, alınan
yiyeceklerle açlık düzeyinin üzerinde tutulursa enerji kolay
üretilir, kişi kendini daha iyi hisseder, enerji doludur,
daha çabuk ve açık düşünür ve davranışları uyumlu ve neşeli
olur. Ancak aşırı besin alımı ile şekerin aşırı yükselmesi
uyku hali yaratır, verimi düşürür. Bu durum şeker hastaları
için tehlikelidir.
Akşam yemeği ile sabah kahvaltısı arasında yaklaşık 11 – 12
saatlik bir süre geçmektedir.
Kahvaltı yapılmadığında bu süre 16 –17 saate çıkar. Uygun
aralıklı öğün alınmasının yararları
dikkate alınırsa bu kadar uzun süre vücudu besinsiz
bırakmanın zararı açıktır.
Metabolizmanın düzenli çalışması için, günlük yaşam
koşulları da dikkate alınarak, yiyeceklerin günde en az üç
öğünde tüketilmesi ve öğünler arasında geçen
sürenin 4-5 saat olması önerilmektedir.
Kaynak: TÜRKİYE’YE ÖZGÜ BESLENME REHBERİ
|