|
|
|
|
GEBELİK VE ŞEKER HASTALIĞI |
|
|
Diyabetli kadınların
gebeliklerinin ve gebelik sırasında ortaya çıkan diyabeti
olan kadınların özel olarak planlanmış tıbbi bir bakıma
gereksinimi vardır. Aksi halde, hem annenin hem de bebeğin
sağlığı riske girebilmektedir. Gebelerde insulin pompa
uygulaması ile diyabet tedavisinde çok iyi netice
alınabilmektedir. Her hamile kadına gebelik diyabeti
yönünden tarama testi uygulanması gerekmektedir. Bu uygulama
sonucu diyabet tanısı daha erken konulabilmekte, böylece
anne ve bebekte görülebilecek riskler minimum düzeye
indirilebilmektedir.
Yakın zamanda ülke çapında yapılmış olan “Türkiye Diyabet
Epidemiyoloji Araştırması” sonuçlarına dayanarak, ülkemizde
2.5 milyon insanı etkilediği tahmin edilen Diyabetes
Mellitus, çocuk sahibi olmayı da zorlaştıran hastalıklardan
birisi olarak kabul ediliyor. Bu nedenle diyabetli gebenin
takibinin bir ekip tarafından tam teşekküllü yenidoğan yoğun
bakımı imkanları olan bir ünitede yapılması büyük önem
taşıyor. Bu ekipte diyabetli gebelerin takip ve tedavisi
konusunda deneyimli uzman hekim, kadın ve hastalıkları ve
doğum uzmanı, beslenme uzmanı ve diyabet hemşiresi ile çocuk
hastalıkları uzmanının bulunması gerekiyor.
İnsülinin tedavide kullanılmaya başlandığı 1922 yılına dek
diyabetik kadınların kısır olarak kabul edilmekteydi. Kan
şekeri kontrolünün iyi yapılamaması sonucu, oluşan
gebeliklerin çoğu düşük ile sonlanıyordu. Bu dönemde
diyabetin varlığı, tıbbi zorunluluk nedeni ile gebeliğin
sonlandırılmasını gerektiriyordu. Nadiren oluşan
gebeliklerin % 50'sinde bebek, % 25'inde ise anne
kaybedilmekteydi. Günümüzde ise diyabetik anneler yüksek
riskli gebelik ünitelerinde bir ekip yaklaşımıyla takip
edilerek çocuk sahibi olabiliyorlar.
Bebeğin gelişimindeki sorunlar
Diyabet hastası olan kadınların hamilelikleri birçok risk
taşıyor. Erken gebelik döneminde yani ilk 12 hafta içinde
düşük ortaya çıkabiliyor. Diyabeti iyi kontrol edilemeyen
anneden doğan bebek anne karnında iyi beslenemediği için
düşük tartılı doğabilir veya tam tersine annenin kanındaki
aşırı insulin salgısı nedeniyle bebek iri doğabilir. İşte bu
bebekler doğumdan hemen sonra hipoglisemiye (kan şekeri
düşüklüğüne) eğilimli olabiliyor. Kontrolsüz diyabeti olan
annelerin bebeklerinde doğuştan anomali riski normal
popülasyona göre 2-3 misli yüksek. Bu risk insülin kullanan
diyabetik anne adaylarında kullanmayanlara göre 8 kat daha
fazladır. Tabii burada insulinden ziyade hastanın
diyabetinin ağırlığı doğumsal sorunlardan sorumlu tutuluyor.
Kalp, böbrek ve merkezi sinir sistemi tutulumu (nöral tüp
defektleri) başta olmak üzere bütün organların anomalileri
olabilmektedir. Doğuştan kalp anomalileri normal popülasyona
göre 5-18 kat daha sık görülür. Bu anomaliler dışında anne
karnında bebeğin ölmesi gibi sorunlar gözlenebilir.
Gebelik öncesi yapılması gereken testler
Öncelikle mevcut diyabetin kontrol altında olup olmadığı ve
diyabetin anne adayının hangi organında ne kadar tahribat
yaptığının ortaya konması öneriliyor. Bu amaçla açlık ve
tokluk kan şekerleri ölçümü ve uzun dönemli kan şekeri
kontrolünü yansıtan HbA1c ölçümlerinin yapılması büyük önem
taşıyor. Gebe kalmayı planlayan diyabetli kadının birkaç ay
öncesinden itibaren sıkı glisemik kontrol sağlanmak üzere
yakın takibe alınması ve ancak HbA1c düzeyi normal düzeylere
(%6.5’e) yaklaştığı zaman gebeliğe müsaade edilmesi
gerekiyor. Bunun dışında göz dibi bakısı ve 24 saatlik
idrarda mikroalbuminüri testleri yapılmalı, böylece
diyabetik retinopati ve diyabetik nefropati
araştırılmalıdır. Gebelik sırasında bu komplikasyonlar
ağırlaşabileceğinden gebelikten önce bu sorunların kontrol
altına alınması yerinde olacaktır. Gebelikten önce diyabet
tanısı almış kadınların çoğu tip 1 diyabetlidir ve zaten
insulin tedavisi altında bulunmaktadır.
Bununla beraber, üreme çağındaki tip 2 diyabetli kadın da
bebek sahibi olmak isteyebilir. Bu durumda anne adayının
aldığı oral hipoglisemik ilaçlar, özellikle sulfonilüre,
glinid, biguanid ve tiazolidin grubu ilaçlar potansiyel
zararlı etkilerinden dolayı kesilmeli ve kan şekeri kontrolü
insülin ile sağlanmalıdır.
Gebelik takibi nasıl yapılmalı?
Diyabetli kadınların takibinin gebeliklerinde çıkabilecek
sorunlar nedeniyle özel bir ekip tarafından yapılması şart.
Bu ekipte konuyla ilgili tecrübeli bir kadın hastalıkları ve
doğum uzmanı, bir diyabet uzmanı veya endokrinolog, bir
neonatalog ve diyetisyen bulunmalıdır. Bütün diyabetik anne
adayları ketoasidoz, hipoglisemi ve infeksiyon yönünden
eğitilmelidir. Bu gebelerde kilo alımının sıkı izlenmesi
gerekir. Genellikle gebelik byounca 9-11 kg civarında kilo
alımı yeterlidir. Kilo artışı hastanın insülin ihtiyacını
belirlemekte hayati öneme sahiptir, gebelik süresi
ilerledikçe insülin ihtiyacının artacağı hatırlanmalıdır.
Dönüşümlü olarak günde 4-6 noktada açlık ve tokluk kan
şekeri profili çıkartılmalıdır.
Diyet nasıl planlanmalı?
Diyabetik annelerin gebelikleri sırasında diyetlerinin de
son derece dikkatli planlanması gerekiyor. Bu dönemde
diyabetik gebenin günlük kalori ihtiyacı 30-35 kcal/kg
formülüyle hesaplanıyor. 2. ve 3. trimesterde bu miktarlara
günde 300kcal eklenmesi önerilmektedir. Ancak vücut kitle
indeksi 30kg/m2 ve üzerinde ise günlük enerji alımı 25kcal/kg’a
indirilebilir. Diyetin % 40-45'i karbonhidratlardan,
%35-40’ı yağlardan, % 20'si ise proteinlerden
karşılanmalıdır. Gebeliğin özellikle ilk aylarında
ketozisden kaçınmak için karbonhidrat tüketminin çok
kısılmaması gerekir. Genel beslenme prensiplerinde olduğu
gibi gebelerde de lifli karbonhidratların ağırlıklı olarak
tercih edilmesi önerilmektedir. Günlük yağ gereksiniminin
daha çok mono (zeytin yağı, fındık yağı) ve poliunsatüre (ayçiçek,
mısırözü yağı) yağlardan karşılanması, doymuş (katı)
yağların daha az alınması önerilmektedir. Protein ihiyacının
hesaplanmasında “0.75 kcal/gün + 10 gram” kuralı dikkate
alınmalıdır. Ayrıca gerekirse kalsiyum, demir ve folik asit
takviyesi yapılmalıdır.
Üç ana öğün yanına mutlaka 2-3 ara öğün konmalıdır. Gece
hipoglisemisinden kaçınmak için yatmadan önce mutlaka bir
ara öğün alınmalıdır. Günlük total kalori ihtiyacının
%10-15'I kahvaltıda, %25-30'u öğle yemeğinde, %30'u akşam
yemeğinde verilmeli, %30'u ise ara öğünlere dağıtılmalıdır.
Hastalara hipoglisemi konusunda eğitim verilmeli ve tedavisi
için yanlarında meyve suyu veya şeker bulundurmaları
önerilmelidir.
İnsülin tedavisinin planlanması
Pregestasyonel diyabetli gebede insulin gereksinimi bireysel
olarak hesaplanmalıdır. Genel olarak ilk üç ayda insülin
ihtiyacı düşüktür, ikinci üç aydan itibaren yükselmeye
başlar, son üç ayda ise günlük insulin gereksinimi kg başına
1 ünitenin üzerine çıkar. Diyabetli gebelerde insan insulini
kullanılmalıdır. İnsulingün içinde öğünler öncesinde kısa
etkili insulin veya çabuk etkili insulin analogları, gece
yatmadan önce ise orta etkili NPH insulin veya uzun etkili
insulin analoğu şeklinde genellikle 4 dozda verilir. Bazı
hastalarda NPH insulinin günde iki doz halinde verilmesi
gerekebilir. Ayrıca son yıllarda sürekli cilt altı insulin
infuzyonu sağlayabilen insulin pompaları ile çok iyi
glisemik kontrol sağlanabilmektedir. "Gebelikte hedef öğün
öncesinde 70-100 mg/dl arasında, öğün sonrası 2. saat tokluk
kan şekerlerinin ise 140 mg/dl’nin altında tutulmasıdır.
İnsulin dozları açlık ve tokluk kan şekeri profillerine göre
ayarlanır. Ayrıca 1-2 ayda bir HbA1c ölçümü yapılmalıdır.
Gebe diyabetlide doğum travayı sırasında rutin insulin
tedavisi kesilerek “Glikoz-İnsulin-Potasyum (GİK) infuzyonu
altında kan şakari ayarı yapılmas gereklidir. Doğumdan hemen
sonra insulin gereksinimi gebelik öncesindeki düzeyine iner.
Bu nedenle doğumla birlikte gerekli ayarlamaların yapılması
unutulmamalıdır.
Diyabetli gebe kadında kilo takibi, ödem ve kan basıncı
kontrolleri her vizitte yapılmalı, özellikle gebeliğin
ikinci yarısından itibaren anemi yönünden gerekli tetkikler
istenmeli ve gereksinim varsa tedavi edilmelidir.
Gebenin obstetrik takibi ve doğum her hastaya göre bireysel
olarak planlanır. Genel olarak herhangi bir komplikasyon
beklenmiyorsa normal doğum yaptırılır. Gerekli durumlarda
kadın hastalıkları ve doğum uzmanı sezaryen önerebilir.
|