|
|
 |
|
ÇOCUKLARDA BESLENME |
|
|
Bir civcivin gelişmesi için
bütün besin öğelerini içeren yumurta, örnek protein
kaynağıdır. Bu da büyümekte olan bir organizma için önemli
bir özelliktir. Yumurta proteini, amino asitlerin hepsini
yeterli oranda içeren ve kolay sindirilen ve %100 vücut
proteinlerine dönüşebilen "üstün kaliteli" proteindir. Bir
adet yumurtada 6 gram kadar protein, 5.5 gram kadar yağ ve
çok az karbonhidrat vardır. Ayrıca A vitamini ve bazı B
vitaminlerinden de zengindir. Yumurtanın sarısı akına oranla
daha fazla yağ, protein ve demir içermektedir ve iyi bir
çinko kaynağıdır.
Yumurta sarısı yüksek kolesterol içermesine karşın yağı
doymamış olduğundan kolesterolü yükseltici etkisi kırmızı
etten daha düşüktür. Yumurta ülkemizdeki en ucuz iyi
kaliteli protein kaynağıdır.
Altı aylık olana kadar sadece anne sütü ile beslenmiş bir
bebeğe yoğurt, meyve suyu, sebze çorbasının ardından ek
besin yumurta sarısı verilmeye başlanır. 1 çay kaşığı
kadar(1/4 yumurta sarısı), iyi haşlanmış yumurta sarısı
çorbalarının ya da sütünün içine katılarak verilir ve 3
günde bir miktarı arttırılabilir. Dolayısıyla bebek 15 gün
sonra tam yumurta sarısı alır. Daha sonra yumurta, beyazı
ile verilmeye başlanır. Yine yumurta beyazı da ¼ tam
yumurtanın beyazı olarak sarısıyla beraber verilmeye ve 3
günde bir miktarı arttırılır. Sekiz aydan sonra bebek gün
aşırı 1 adet yumurta yemelidir. Yumurta verildiği ilk günden
itibaren bebek alerji yönünden izlenmelidir.
Bebeğe verilen yumurta taze olmalı ve iyi pişirilmelidir.
Pişirme ile yumurtanın sindirimi kolaylaşır. Çiğ yumurta B
vitaminlerinden biotinin vücut tarafından kullanılmasına
engel olduğundan zararlıdır. Sarısının katılaşıncaya kadar
pişmesi mikrobiyolojik açıdan da önem taşımaktadır. İyi
pişmemiş yumurtadan salmonella gibi mikroorganizmalar insana
geçebilmektedir. Ancak, uzun süre pişirildiğinde de lezzeti
azalmakta ve sarısının etrafında oluşan yeşil halka kötü
görünmesine ve kötü kokmasına daha da önemlisi besin
değerinin azalmasına neden olmaktadır.
Bunları önlemek için, bebeğin tüketeceği yumurta yıkanır,
hafif buharlaşmaya başlayan ancak kaynamayan suda, 8-10
dakika kaynatılır ve derhal soğuk suya tutularak soğutulur.
Yumurta, bebeklere süt, çorba gibi yiyeceklerle
karıştırılarak ya da omlet yapılarak ve ıspanak, kabak,
domates, patates gibi sebzelerle pişirilerek de çocuğa
yedirilebilir. Bunun için önce sebzeler yıkanır, doğranır ve
pişirilir. Pişmesine yakın içine yumurta kırılır. Yumurta,
çökelek ya da peynirle karıştırılarak pişmiş makarnaya
eklenir. Böylece besleyici değeri yüksek ve görece ucuz
yemekler elde edilir.
Etler de biyolojik değeri yüksek, iyi kaliteli protein
kaynağıdırlar. Ayrıca yumurta gibi B grubu vitaminler,
vücuda iyi kullanılabilen demir ile çinkodan zengindirler,
aynı zamanda bir enerji kaynağıdırlar. Ülkemizde genellikle
koyun, sığır, kümes hayvanlarının etleri ve balık
tüketilmekte ve sucuk, pastırma, salam gibi et ürünleri de
yapılmaktadır.
Bu gruptan bebeğin 7 aylık olduğunda aldığı ilk ek besin
tavuk etidir. Haşlanmış tavuk eti, çorbaların içine
katılarak ya da ekmek, pilav ve makarna ile birlikte bebeğe
yedirilir.
Bebeğe et, kıyma şeklinde verilir. Kıyma hafif ateşte kendi
verdiği suyu çekene kadar pişirilip(kavrulmaz) çorbaların ya
da yemeklerin içine konarak ya da ızgara köfte yapılarak
bebeğe yedirilir. Bebeğe köfte hazırlanırken; yağsız iri
çekilmiş dana kıyması, ıslatılmış çok az ekmek içi ve
yıkanmış, ince doğranmış çok az maydanoz ile yoğrulur,
ısıtılmış fırında ya da tavada pişirilir. Ekmek yerine
haşlanmış pirinç konularak sulu köfte olarak da
pişirilebilir. Bebek için etli sebze yemeği hazırlarken;
ıspanak, kabak, domates, patates, biber ve semizotu gibi bir
sebze yıkanır ve tencereye doğranır. Bir köfte kadar kıyma,
1 yemek kaşığı pirinç, mercimek ya da bulgur ile 1 tatlı
kaşığı sıvı yağ ve az su konulup pişirilir. Sebzenin türüne
göre dolma ya da kıymalı sebze yemeği olarak yedirilir.
Bebeğe verilen bu besinlerin hiçbirisine tuz konulmaz. Bebek
bir yaşına geldikten sonra yemekleri iyotlu tuz kullanılarak
pişirilir.
Bebeğe verilmesi gereken önemli bir besin de balıktır. Balık
ve diğer su ürünleri “elzem yağ asitleri” olarak bilinen
linoleik ve linolenik asitlerden zengindir. Bu yağ
asitlerinin diyette yer alması koroner kalp hastalığının
önlenmesi, beyin ve retinanın gelişimi ve sağlığı için
gereklidir. On bir aylık olan bebek haftada bir kez taze
balık tüketmeye başlar
Bebeklere verilecek balık, ızgara ya da buğulama olarak ve
kılçıkları ayıklanarak yedirilir.
Bebeklere verilecek tek sakatat karaciğerdir. Karaciğer
suda, hafif sıcaklıkta pişirilip, ezilerek verilir. Beyin,
börek ve yürek gibi sakatatlar bebeğe yedirilmez.
Kırmızı et veya kümes hayvanlarının etlerinden yapılan ve
katkı maddesi içeren pastırma, sucuk, salam ve sosis bebek
ve çocuk beslenmesinde hiçbir şekilde yer almaması gereken
besinlerdir. Ayrıca acılı, baharatlı, tuzlu, çiğ veya iyi
pişmemiş ve mangalda pişmiş et yemekleri ve köfteler bebek
ve çocuklara yedirilmemesi gereken besinlerdir.
Süt İçmek İstemiyor
Sütü bazıları soğuk, bazıları sıcak ya da ılık sever.
Çocuğunuzun nasıl sevdiğini deneyerek bulun.
Bardağına renkli kamışlar koyun onlarla içmeyi sevebilir.
Sütlaç, muhallebi gibi tatlılar yapın.
İçine meyve ezip koyabilirsiniz.
Peynir ve yoğurt da süt yerine geçer.
Yemeklerin üzerine yoğurt ya da peynir ekleyebilirsiniz.
Et Yemek İstemiyor
Köfte sert geliyor olabilir, dolmalara kıyma eklemeyi
deneyin.
Kırmızı et sevmiyorsa tavuk ya da balık da olabilir.
Makarna seviyorsa üstüne kıymalı sos yapın.
Kıymalı börek ya da poğaça sevebilir.
Mercimek, nohut, kuru fasulyede de et gibi protein ve
mineraller vardır. Seviyorsa bunlardan yemek yapın.
Yumurta sarısının da besin değeri aynıdır, doğrudan ya da
terbiye ve kek içinde yumurta verilebilir.
Fındık, ceviz gibi kuru yemişlerde de etlerdekine benzer
maddeler vardır. İki yaşından büyükse kuruyemiş olarak
verin, küçükse fındıklı, cevizli kek yapın. Sütlü tatlılara
dövülmüş ceviz koyun.
Sebze Yemek İstemiyor
Meyveler de sebze yerine geçer, istediği meyveleri ya da
meyve sularını verin.
Salatalık, havuç gibi sebzeleri çiğ olarak çubuk biçiminde
hazırlayın, hoşuna gidebilir.
Evde siz de sebze yemekleri yiyin zamanla görerek alışır.
Sevdiği yemeklere (çorbalara, köfteye, soslara) rendelenmiş
olarak sebze ekleyin fark etmeden yer.
Hep Şekerli Şeyler Yemek İstiyor
Evde fazla şekerli besin bulundurmayın, kolayca bulup
yiyemesin.
Meyve bulundurun, canı tatlı isteyince meyve yesin.
Çikolata ve şekeri ödül olarak kullanmayın.
Kurabiye ve kekleri meyveli yapın daha az şeker kullanmış
olursunuz.
ÇOCUKLARDA İŞTAHSIZLIK
İştah, bir yemeğin zevkle, neşeyle ve arzu edilerek
yenmesidir. Lokmayı uzun süre ağzında çeviren, çiğnemek için
zaman kazanmaya çalışan, tabağındaki yemeği bir türlü
bitiremeyen bir çocuk karşısında önce aklımıza fiziksel bir
rahatsızlığın var olup olmadığı gelmelidir. Örneğin; yüksek
ateş, kulak ağrısı, boğaz ağrısı, nefes almayı güçleştiren
nezle-grip gibi üst solunum yolları enfeksiyonları gibi bir
rahatsızlık çocuğun sofrada nazlanmasına neden olur. Böyle
durumlarda doktor kontrolünden geçirilen çocuğa, önerilen
biçimde yiyecek verirken çocuğun isteklerini de dikkate
almak en uygun yoldur. Hastalık sırasında çocuğu yemek
yemeye zorlamanın hiçbir yararı yoktur. İştahla ilgili
olarak ebeveynlerin bilmeleri gereken en önemli şey
çocukların bireysel farklılıklar gösterdikleridir. Bu
nedenle de başka çocuklara bakarak, onların yemek yeme
davranışı ile kendi çocuğunuzun yemek yemesini kıyaslamak,
çocuğunuzun daha az yediğini düşünmenize neden olabilir.
Neler Yapılabilir?
Bazı çocukların iştahlı bazı çocukların iştahsız olmaları
pek çok nedene bağlı olabilir. Çocuğu iştahlı ya da iştahsız
yapan faktörlerin başında onların iç dünyalarında
yaşadıkları büyük önem taşır. Çocuğun bilinçaltına yerleşmiş
bir endişe, üzüntü, nefret veya kıskançlık gibi bir duygu
onun iştahını kesebilir. Bu nedenle iştahsız bir çocuk için
öncelikle organik bir rahatsızlığının olup olmadığı
araştırılırken diğer yandan ruhsal çatışmalarının olup
olmadığı, duygusal bir sorunun bulunup bulunmadığı da
araştırılmalıdır. Bu arada çocukların iyi gıda alamadıkları
için problemli olabileceklerinin yanı sıra problemli
oldukları için de iştahsız olabilecekleri düşünülmelidir.
İştahsız çocuk karşısında neler yapılabilir?
Her şeyden önce çocuğa sofrada yemek yemesi için zor
kullanılmamalıdır. Her çocuğun kendine özgü yemek yeme
kapasitesi olduğundan çocuk daha fazlasını yiyemez. Çocuğun
yemesi konusunda ısrarcı olunduğunda çocuk kendisine fazla
gelen gıdayı çıkartılabilir.
Her çocuğun büyüme oranıyla ilgili olarak yemek yeme miktarı
vardır. Örneğin, yıllar ilerledikçe başlangıçta alınan
yiyecek miktarı azalabilir. Erinlik ve ergenlik döneminde
ise iştah yeniden artabilir.
Yemek zamanından önce çocuğa verilen şekerlemeler,
çikolatalar, cips vb abur cubur gıdalar da iştahı
engelleyebilir. Ancak, çocuk acıktığında yemek zamanını
beklemeden ona yemeğini vermek gerekir. Acıkan çocuğa
ısrarla yemek zamanını bekletmek onun iştahının kaçmasına
neden olabilir. Henüz yemeği hazır olmamış çocuğa, alması
gereken gıdalardan bir miktar verilerek iştahının
kaçmamasına yardımcı olunabilir.
Sofrada çocuğu olabildiğince kendi haline bırakmak ve
kendisinin yemek yemesine olanak tanımak, evi kirletmemesi
ve çeşitli kurallara uyması yönünde onu zorlamamak çocuğun
yemek davranışına karşı daha olumlu tutum geliştirmesini
kolaylaştırabilir. Bazen iştahsızlığın altında, çocuğun
yemek yeme karşısında yaşadığı zorlamalar ve baskılar
geliyor olabilir ve bu müdahaleler nedeniyle çocuk yeme
isteğinden uzaklaşmış olabilir.
Çocuğun sofrada oyalanması ve yemeğini ağır yemesi
karşısında tepki göstermemek en iyisidir. Bu arada çocukla
konuşmak, hikayeler anlatmak, şakalar yapmak da onun yemek
yemesini zevkli hale getirebilir.
Küçük çocukların istediği gıdaları ve onların gereksinimleri
olan gıdaları bilerek tertiplenen yemek listeleri onları
sağlıklı tutacaktır. Çocuğa değişik alternatifler sunmanın
yanında alınması gereken gıdaları süsleyerek göze daha hoş
hale getirmek, çeşitlendirmek onların istemedikleri gıdalara
karşı da olumlu davranmalarına yardımcı olabilir. Amaç
çocuğun çok yemek yemesi değil arzu edilen ve onun için
gerekli olan gıdaların alınmasıdır.
Aile bireylerinin birbirleriyle olan ilişkilerinin de
çocuğun iştahı üzerinde önemli etkisi vardır. Evde yaşanan
gergin bir hava, tartışma ortamı çocukların iştahlarının
kesilmesi için yeterli bir neden oluşturabilir. Yine bu
bağlamda çocukların, çok sevdiği büyüklerinin üzüntülerinden
de etkilendikleri ve iştahlarının kesildiği unutulmamalıdır.
Bu nedenle yaşanan sıkıntı ve üzüntüleri çocuğa
hissettirmemeye çalışmak önemlidir.
Bazen çocukluk kıskançlıkları da iştahı olumsuz olarak
etkileyebilir. İştahsızlık sorununda bu durumun var olup
olmadığı da dikkate alınmalıdır. Bazı çocuklar sürekli
olarak dikkati üzerlerine çekmek istediklerinden iştahsızlık
onlar için bir kazanç halini alabilir. Diğer yandan küçük
bir kardeşin varlığı ve annenin onun beslenmesi ile
ilgilenmesi de çocuğun yemek yemeye karşı tavır almasına ve
yemeğinin anne tarafından verilmesini istemesine yol
açabilir.
Anneleri ya da babaları tarafından dövülen ve sık azarlanıp
eleştirilen çocuklarda da iştahsızlık görülebilir. Çocuk
yemek yemeyerek büyüklerini cezalandırmak itiyor olabilir.
Yemek yemediğinde anne ya da babasını üzüldüğünü gören çocuk
bundan zevk alabilir ve kızdığında ebeveynlerini üzmek için
bu yola başvurabilir.
Yemek sırasında olumsuz, üzücü ve rahatsız edici olaylardan
söz etmek, onların yaramazlıklarını ve hoşlanmadığınız
yanlarını dile getirmek, eleştirmek, ayıplamak ya da
suçlamak çocukların lokmalarını boğazlarına dizebilir. Yemek
sırasında rahatsız edici durum ve konuşmalardan kaçınmak
gerekmektedir.
Çocuğun tabağına yiyebileceği kadar yemek koymak, bazen de
azar azar yemek koyarak tabaktaki yemeğin her bitişinde
çocuğu takdir etmek onun yemek yeme davranışının pekişmesine
yardımcı olabilir.
Çocukların iştahlı olmalarını sağlamada bir yol da onların
açık havada zaman geçirmelerini sağlamaktır. Temiz hava ve
dışarıda yapılan gezinti ya da oyun çocukların iştahını
artırılmasına yardımcı olabilir.
Çocuğun süt içiyor olması ve süt ile doymuş olması nedeniyle
yemek yemeye fazla istekli olmadığı durumlar iştahsızlıkla
karıştırılmamalıdır. Bu durumda verilen süt miktarını biraz
azaltmak sorunun çözümüne yardımcı olabilir.
Yemeklerin lezzetli ve iyi pişirilmiş olmalarına özen
göstermenin yanında soğuk ve aşrı sıcak olmamalarına da
dikkat etmek gerekir.
Yemek sırasında yemek yeme usul ve kurallarına ilişkin uzun
konuşmalar yapmamak,ikazları müşfik ve sempatik bir biçimde
yapmak çocuğun yemek yemeye karşı daha olumlu davranmasını
sağlayabilir.
ÇOCUKLARDA DİYABET
Günümüzde insülin pompaları avuç içi büyüklüğünde ve cep
telefonu gibi bele takılabilmektedir.
İnsülin pompası nedir?
Insülin pompa tedavisinin esası taşınabilir bir elektro
mekanik pompa aracılığıyla deri altına sürekli insülin
vermeye dayanmaktadır. Günümüzde insülin pompalan avuç içi
büyüklüğündedir ve cep telefonu gibi bele takılabilmektedir.
Pompaya bir kartuş içinde kısa veya hızlı etkili insülin
analogları konmaktadır. Pompaya bağlanan bir kateter karın
derisine yerleştirilmekte, bu katater 3 günde bir
değiştirilmektedir.
Şu andaki insülin tedavileri yeterli değil mi?
İnsan pankreası iki şekilde insülin salgılamaktadır: sürekli
insülin salgısı ki buna bazal insülin salgısı denmektedir ve
yemek sonrası pik yapan insülin salgısı. Kan şekeri, bu iki
şekilde salgılanan insülin ile dengelenmektedir. Pompa
kullanmayan hastalar, günde 3 kez kısa veya hızlı etkili
insülin yaparak yemek sonrası kan şekeri yüksekliklerini
önlemekte; gece NPH veya Glargine insülin yaparak gün boyu
sürecek insülin etkisi (bazal insülin) elde etmeye
çalışmaktadırlar. Bununla birlikte özellikle NPH
kullananlarda bu insülinin pik etkisi nedeniyle 6-8 saat
sonra kan şekeri düşüklükleri yaşanmakta, ayrıca sabaha
karşı insülin etkisi azalmaktadır. Bütün bunların yanın da
deri altına depo şeklinde (ömeğin20 ünite) Verilen insülin
her zaman aynı şekilde kana karışmamakta, bu da kan şekeri
dalgalanmalarına neden olmaktadır.
İnsülin pompasının avantajları nelerdir?
İnsülin pompasının en önemli avantajı pankreasa daha benzer
bir şekilde insülin vermeyi mümkün kılmasıdır. Pompa.
tedavisine başlanırken günlük İilsülin dozu % 30
azaltılmakta ve toplam dozun yarısı 24 saate bölünerek
sürekli bazal insülin verilmektedir. Ayrıca sabaha karşı kan
şekeri yüksek olanlarda gece 03.00'dan sonraki bazal hız
artırılabilmektedir. Bir başka deyişle gün içindeki
ihtiyaçlara göre bazal hız ayarlanmaktadır. Bu şekildeki
sürekli infüzyon ile deri altına az miktarda insülin
verildiğinden emilim daha iyi ve sabit bir hızla olmaktadır.
Yine pompaya kumanda ederek istenen miktarda insülin, yemek
öncesi bolus olarak verilebilmektedir. Pompa ile normal
bolus, geciktirilmiş bolus, bölünmüş bolus, çift dalga bolus
gibi seçenekler kullanılarak farklı hızlarda bolus insülin
verilmektedir.
Pompa suni pankreas mıdır? Yararları nelerdir?
Öncelikle pompa suni pankreas (kan şekerini ölçen ve buna
göre insülin veren) bir alet değildir. Pompa yalızca daha
fizyolojik biçimde insülin vermeye yaramaktadır. Pompa
kullanan çocukların günde 4-6 kez kan şekeri ölçmeye devam
etmeleri gereklidir. Pompa kullanan hastaların HbAlc'lerinde
hafif bir düzelme olduğu(ortalama %0.5), ama esas önemlisi
kan şekeri düşüklüğü sıklığında % 50-80 azalma olduğu
bildirilmektedir. Ayrıca sabah kan şekeri yüksekliği olan
çocuklarda bu sorunun çözümüne katkıda bulunmaktadır.
Bütün Tip 1 diyabetli çocuklar pompa kullanmalı mı?
Şu anda kullandıkları insülin tedavi rejimleri ile kan
şekeri dengeleri iyi ve HbAlc < % 7 hastaların pompa
kullanmasına gerek yoktur. Pompanın aile ve çocuklardan daha
fazla katkı ve çaba istediği unutulmamalıdır. Genel olarak
sık şiddetli kan şekeri düşüklüğü yaşayan veya hipoglisemiyi
hissetmeyen, şu andaki yöntemlerle kan şekeri dengeleri kötü
seyreden, Değişik insülin pompalan ve insülin pompası
taşıyan bir çocuk sabah kan şekeri yüksekliği ile baş
edilemeyen ve oynak diyabeti olan çocuklarda pompa tedavisi
önerilmektedir
Pompa için yaş sınırı var mı? Tedaviye başlamak için
hangi aşamalardan geçilir?
Son yıllarda küçük çocuklarda da pompanın etkili olduğu
belirtilse de genel olarak 10 yaşından büyük çocuklara pompa
tedavisi önerilmektedir. Pompa tedavisi başlamadan önce 3-6
ay çoklu doz insülin tedavisi uygulaması ve günde 4 kez kan
şekeri bakması, insülin dozlarını ayarlayabilme ve
besinlerdeki karbonhidrat miktarını sayabilme yeteneği
kazanması gereklidir. Hasta ve ailelerinin en az 3 günlük
pompa kursundan geçmesi ve tedavinin hastane koşullarında
başlanması önerilmektedir. Pompa kullanan merkezlerin
hastalarına 24 saat hizmet sunabilmesi gereklidir.
Pompa hiç çıkarılamaz mı?
Pompa tedavisi esnek bir yaşam tarzı sağlamakla birlikte
pompanın 24 saat vücudunuza takılı kalması gereklidir. Pompa
ancak 30 dakika vücuttan ayrılabilir. Bu durum bazı
çocuklara itici gelebilmektedir.
Pompa takınca bütün sorunlarımız bitecek mi?
Daha önce de söylediğimiz gibi pompa mucize yaratacak bir
tedavi yöntemi olmadığı gibi hasta ve ailelerden daha fazla
çaba istemektedir. Bu nedenle pompa ancak ihtiyacı olan
seçilmiş hastalarda kullanılmalıdır. Pompanı ancak motive
çocuklara takılması gerektiği unutulmamalıdır.
Pompa tedavisi masraflı mı? Ülkemizde pompa kullanılıyor
mu?
Günümüzde insülin pompaları 3000- 5000 ABD Dolarına
satılmaktadır, ayrıca yılda 1500 dolar kadar sarf malzemesi
(kateter vs) gerekmektedir. Bu nedenle normal insülin
tedavilerine göre daha pahalıdır. Ülkemizde pompa tedavisi
uygulayan merkezler vardır, yakında Sağlık Bakanlığı'ndan
onaylayarak yeni bir pompa piyasaya sürülecektir. Ülkemizde
ancak özel rapor alındığında sosyal güvenlik kuruluşları
tedavi masraflarına katkıda bulunmaktadır.