
reklamlar
Bebek için anne, dünyanın
tamamıdır.Bu ilişkiden doğan güven duygusu,çocuğun gelecekte
kuracağı bireyler arası ilişkinin temelini oluşturur.
Anne - çocuk ilişkisindeki süreklilik, tutarlılık, aynılık
çocukta temel güven duygusunun özünü oluşturur.Bebeklik
çağında elde edilen güven duygusunun niceliği,bebeğe verilen
besinlerin yada yapılan sevgi gösterilerinin niceliğine
değil daha çok anne – çocuk ilişkisinin niteliğine
bağlıdır.Yaşamın ilk yılında çocukla kurulan duygusal
iletişim, çocukta güven yada güvensizlik duygularının
oluşumuna neden olur.Bu dönemde bebeğin psiko-sosyal
görevi,güvenmeyi öğrenmektir.Bebek ile annesi arasındaki
ilişkiden doğan güven duygusu, çocuğun gelecekte kuracağı
bireylerarası ilişkilerinin temelini oluşturur.
Bebek için anne dünyanın tamamıdır.Anne gülümsedikçe bebekte
gülümser ve karşılıklı sıcak bir ilişki başlar.İşte bu
karşılıklı olumlu ilişki, güvenin temelini oluşturur.Bebekte
bu duyguyu doyurmayan anneler, kendine güveni olmayan
kişilerin yetişmesine ortam hazırlar.
Kısaca, anne, bebeğin davranışlarına duyarlıysa, bebek
anneye güvenle bağlanmakta, bebeğin etkileşime girme
isteklerini reddediyorsa, bebek bu duygudan yoksun
kalmaktadır.
Dört farklı anne yaklaşımından söz edilebilir;
1.Duyarlı anne , bebekten gelen işaretlere ve iletişim
simgelerine olumlu tepki verir.Sağlıklı bir etkileşim
ortamını hazırlar.Buna karşılık duyarsız anne , son derece
keyfi bir yaklaşımla ilişkiye katılır.Kendi arzuları ön
plandadır.Ruh hali ilişkiye yön verir.
2.Kabul eden anne, çocuğuna bakma ve ihtiyaçlarını karşılama
sorumluluğunu genellikle üstlenir.ara sıra sinirlilik
belirtilerini gösterir.Buna karşılık reddeden anne, çocuğa
karşı sevgi ve şefkatini gölgede bırakan öfke ve içerleme
duyguları ile doludur.Çoğunlukla çocuğa sinirlenir ve ceza
ile bir denetim kurmaya çalışır.Çocuğunu kucağına almaz,
okşamaz.Çocukla tensel temas kurmaz, onunla bir bakıcının
ilgilenmesini sağlayarak, kendi yaşantısını sürdürür.
Sekiz aylık bebeğini isteksiz bir şekilde kucağına alan
anne, onun bu isteksizliğine karşı, bebekte de elleri ve
ayaklarıyla irkilme tepkisi gördüğünü söylüyordu.Böyle bir
ortamda büyüyen çocuk, anne sevgisi ve korunma
ihtiyaçlarının karşılanamamasından doğan bir duygusal açlık
içindedir.
3.İş birliği eğilimli anne, Çocuğun özerkliğine saygı
duyar.Nadiren onun üzerinde doğrudan bir denetim kurmaya
çalışır.Buna karşılık mücadeleci anne, çocuğun o andaki ruh
halini veya etkinliğini yeterince dikkate almadan, kendi
arzularını ona zorla benimsetmeye çalışır.
Annenin isteklerinin aşırılığı karşısında başarısızlığa
uğrayan çocuk, bir yandan kendi gözünde de değersizleşirken
öte yandan cesareti kırıldığı için başarı için çaba
göstermez.
Yine bu gruptaki bazı annelerin aşırı koruyucu tavrı,
çocuğun kendi kendini yöneten, özerk bir birey olmasını
engeller.Murathan Mungan, Yüksek Topuklar isimli kitabında
(2002), bu gruba giren anneleri şöyle betimler:”Umumi
yerlerde çocuklarına gösterdikleri ilgide her zamankinden
fazla bir şey vardır.Hem çevreye ne kadar iyi bir anne
olduklarını gösterme fırsatını kullanmak isterler hem de
bulundukları yeri yalnızca kendi egolarıyla işgal etmeye
uğraşırlar.Çocuklarına ilişkin her şey ;yemek yemeleri,
uyumaları abartılı bir seremoniye,çirkin bir teşhirciliğe
dönüşür.”
4.Erişilebilir-ulaşılabilir anne,çocuğun iletişim
girişimlerini tanır ve belli uzaklıktan da bunları fark
eder;dolayısıyla dikkati kolaylıkla çocuğa çevrilir.İlgisiz,
kayıtsız anne ise kendi etkinlikleri ve düşünceleriyle
fazlasıyla meşgul olduğundan, çocuğun iletişim girişimlerini
çoğunlukla fark etmez.
Annenin mutluluğu ve ruh sağlığı, çocuk yetiştirmedeki
etkinliği açısından da özel bir önem taşır. İlgili anne,
sadece çocuğu doğrultusunda yaşamak yerine, kendisi için de
bir şeyler yapıyorsa, çocuk da kendi adımlarıyla gelişip
öğrenmeyi başaracaktır.Kendi ilgilerini geliştirmeye devam
eden anneler çocuklarında da benzer girişimleri destekler.
Annenin kişisel yaşamı iyi gittiğinde, çocuğuyla çok daha
iyi bir ilişki içine girer.Söz gelişimi mesleğini icra
etmenin mutluluğunu yaşayan ve eşiyle iyi ilişki içinde olan
bir, annenin çocuğuna karşı tutumu olumludur.Buna karşılık,
anne bir şeylerden endişe duyduğunda, çocuğun hareketleri
daha fazla canını sıkacaktır.
Ev işleri dışında başka hiçbir uğraşı olmayan yada eşiyle
mutsuz bir birliktelik içerisinde olan bir annenin çocuğuna
karşı tavrı olumsuz olabilir.Böyle bir durumda yaşanan bir
problem,çocuğun davranışından çok, annenin ruh haline bağlı
olabilir.
Babanın “dolaylı görevinden biri” de sıcak anne- çocuk
ilişkisinin zeminini hazırlayabilmektir.Yapılan bazı
araştırmalara göre, böyle bir ilişkinin gerisinde,
“destekleyen baba” faktörünün olduğu görülmektedir.
Eğer baba, sorumluluklarının bilincinde bir bireyse, bu
durum annenin rahatlamasına ve çocuğuyla sıcak ilişkiler
geliştirmesine sebep olur.
Sonuç olarak, mutlu ve doyumlu çocuklar yetiştirebilmek
için, öncelikle annenin mutlu ve doyumlu bir birey olması
gerekir.
“Anneliğe hazırlık” , özel önem taşır. Anneliğe hazır olan
birey, çocuğuyla bütünleşir, onunla tensel temas içindedir.
Onun, anne sütünden dolu dolu yararlanmasına olanak
verir.Buna bağlı olarak çocuğu için “yeterli duygusal
besi”yi ona aktarabilir.Böyle sıcak ve sevecen bir çevrede
de, istenen “sağlıklı etkileşim ortamı kendiliğinden oluşur.
reklamlar